Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru Usulü, Süreci & Avukatın Rolü
26 Ağustos 2026
Melisa Su Altınbaş
Avukat
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa m.148'e eklenen ve 2012'den itibaren fiilen uygulanmaya başlanan; kamu gücü tarafından, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiğini iddia eden kişilere tanınan, olağan kanun yollarının tamamı tüketildikten sonra başvurulabilecek istisnai bir hak arama yoludur. Yasal dayanağını Anayasa m.148/3-4 ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45 ila 51. maddeleri ile bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan İçtüzük oluşturur.
Hangi Haklar İçin Başvurulabilir? İkili Güvence Sistemi
6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca bireysel başvuru, ancak Anayasa'da güvence altına alınmış ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokollerin ortak koruma alanına giren haklardan birinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi hâlinde yapılabilir. Bu, bir 'ikili güvence' (ortak koruma alanı) sistemidir: yalnızca Anayasa'da yer alan ama Sözleşme kapsamında bulunmayan bir hak (örneğin bazı sosyal haklar) veya yalnızca Sözleşme'de düzenlenip Anayasa'da karşılığı bulunmayan bir hak için bireysel başvuru yapılamaz; iki metnin kesiştiği alan esas alınır. Uygulamada en sık başvuru konusu edilen haklar arasında adil yargılanma hakkı (makul sürede yargılanma, gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği), mülkiyet hakkı, özel hayata saygı hakkı, ifade özgürlüğü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile yaşam hakkı yer alır.
Başvurabilecekler ve Güncel-Kişisel Hak İhlali Şartı
Başvuru, ihlale doğrudan maruz kaldığını ve güncel bir hakkının kişisel olarak ihlal edildiğini iddia eden gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılabilir; tüzel kişiler ancak tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği iddiasıyla başvurabilir (örneğin adil yargılanma veya mülkiyet hakkı gibi doğası gereği tüzel kişilere de uygulanabilen haklar bakımından). Kamu tüzel kişileri ve kamu gücünü kullandığı oranda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bireysel başvuru yapamaz. Başvurucunun, soyut ve genel bir hukuka aykırılık iddiasıyla değil; somut olayda kendisine yönelen, güncelliğini korumuş, kişisel ve doğrudan bir hak ihlali iddiasıyla başvurması gerekir.
Ön Şart: Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi
Anayasa m.148/3 ve 6216 sayılı Kanun m.45/2 gereğince, bireysel başvuru yapılabilmesi için ihlal iddiasına konu işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması şarttır. Bu, somut uyuşmazlığa göre değişmekle birlikte genellikle ilgili ilk derece mahkemesi kararının istinaf ve — kanun yolu açıksa — temyiz (Yargıtay veya Danıştay) aşamalarından geçirilmiş olmasını gerektirir. Olağan kanun yolları tüketilmeden yapılan başvurular, bu şart yönünden kabul edilemez bulunur; Anayasa Mahkemesi bir ilk derece mahkemesi ya da temyiz mercii gibi işlev görmez, ikincil (subsidiary) niteliktedir.
Başvuru Süresi: Otuz Gün
6216 sayılı Kanun m.47/5 uyarınca bireysel başvuru, olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten, başka bir deyişle nihai (kesin) kararın başvurucuya tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır. Kararın tebliğ edilmediği hâllerde bu süre, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Otuz günlük süre kesin ve hak düşürücü niteliktedir; ancak başvurucunun elinde olmayan nedenlerle bu süre içinde başvuramamış olması hâlinde, engelin ortadan kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve buna ilişkin gerekçelerle birlikte süresinde başvurulmadığına dair mazeret ve delillerini de sunmak kaydıyla, kabul edilebilir bir mazeretin varlığı hâlinde Mahkeme tarafından süre bakımından bir istisna tanınabilir.
Kabul Edilebilirlik İncelemesi
Bireysel başvurular, esasa geçilmeden önce kabul edilebilirlik yönünden incelenir. 6216 sayılı Kanun m.48 uyarınca başvuru şu hâllerde kabul edilemez bulunur:
- Başvuru yollarının tüketilmemiş olması veya otuz günlük sürenin geçirilmiş olması
- Açıkça dayanaktan yoksun olması (temel hak ihlali iddiasının kanıtlanamamış olması, başvurunun konusunun Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalması ya da açıkça delillerden yoksun olması dahil)
- Başvurucunun önemli bir zarar görmemiş olması — ancak temel hak ve özgürlüklere saygının gerekli kıldığı hâller ile ilk derece mahkemesince kararın esasının incelenmemiş olması bu istisnanın dışında tutulur
- Anonim başvurularda olduğu gibi başvurucunun kimliğinin belirsiz olması veya başvurunun kötüye kullanım niteliği taşıması
Başvuru Usulü ve Şekil Şartları
Başvuru, Anayasa Mahkemesi'nin belirlediği standart bireysel başvuru formuyla, doğrudan Mahkeme'ye, mahkemeler vasıtasıyla, yurt dışından Türkiye büyükelçilik veya konsolosluklarına ya da Mahkeme'nin elektronik başvuru sistemi (bireysel başvuru portalı) üzerinden yapılabilir. Formda başvurucunun kimlik ve iletişim bilgileri, hangi kamu işlemi/eylemi/ihmali nedeniyle hangi hakkının ihlal edildiği, ihlal iddiasının dayandığı olaylar ve hukuki gerekçe, olağan kanun yollarının hangi tarihlerde ve nasıl tüketildiği ile talep edilen giderim (yeniden yargılama, tazminat vb.) açıkça belirtilmelidir. Forma, dava dosyasına ilişkin nihai karar dahil ilgili tüm belgelerin onaylı örnekleri eklenir. Başvuru harcı ödenmesi gerekir; harcın ödenmemesi veya formun eksik doldurulması hâlinde başvurucuya eksikliği tamamlaması için süre verilir, verilen süre içinde eksiklik giderilmezse başvuru reddedilir.
Avukatla Temsil ve Vekâletname
Bireysel başvuruda avukatla temsil zorunlu değildir; başvurucu bizzat başvurabilir. Ancak başvurunun bir avukat aracılığıyla yapılması hâlinde, avukata verilmiş özel yetkiyi içeren bir vekâletnamenin (bireysel başvuru yapma yetkisini açıkça içeren) başvuruya eklenmesi gerekir; bu konudaki eksiklik de tamamlattırılabilir usuli bir noksanlıktır.
İnceleme Usulü: Komisyon, Bölümler, Genel Kurul
Başvurular önce ön inceleme aşamasında raportörler tarafından incelenir ve kabul edilebilirlik yönünden komisyonlara (bölüm başkanı ve iki üyeden oluşan) sunulur. Kabul edilebilirlik ve esas inceleme, genel olarak Mahkeme'nin bölümleri (Birinci ve İkinci Bölüm) tarafından yürütülür; bölümler bünyesindeki komisyonlar kabul edilemezlik kararlarını oy birliğiyle verebilir, oy birliği sağlanamayan veya içtihat oluşturacak nitelikteki başvurular ise bölümce esastan incelenir. İlkesel önemi olan veya bölümler arasında farklı uygulamalara yol açabilecek başvurular Genel Kurul'a taşınabilir.
Tedbir Kararı
6216 sayılı Kanun m.49/5 ve İçtüzük uyarınca, başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlikenin bulunduğu hâllerde, ilgili bölüm veya komisyon resen ya da başvurucunun talebi üzerine, esas hakkındaki incelemeyi tamamlamadan geçici bir tedbire (örneğin bir kişinin sınır dışı edilmesinin veya bir infazın durdurulması gibi) karar verebilir. Tedbir kararı, esas hakkındaki nihai kararı etkilemeyen, yalnızca telafisi imkânsız zararların önlenmesini amaçlayan geçici bir önlemdir.
Karar ve Sonuçları
İnceleme sonunda bir hak ihlali tespit edilirse, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Kural olarak ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklanması hâlinde dosya, yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir; yeniden yargılamada hukuki yarar bulunmayan hâllerde ise başvurucuya tazminat ödenmesine karar verilebilir veya genel mahkemede tazminat davası açması yolu gösterilebilir. Anayasa Mahkemesi, bir kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı kanaatine varırsa, bu kanun hükmünün iptali için ayrıca Mahkeme'nin ilgili bölümlerine başvurabilir; bireysel başvuru kararı tek başına bir kanun hükmünü iptal etmez, ancak somut norm denetimi mekanizmasını tetikleyebilir.
Anayasa Mahkemesi Kararlarının AİHM Karşısındaki Yeri
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, AİHM içtihadınca Türkiye bakımından tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilir. Bu nedenle, aynı olay hakkında AİHM'e başvurulabilmesi için — istisnai hâller dışında — önce Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılmış ve bu başvuru hakkında bir karar verilmiş olması gerekir; Anayasa Mahkemesi'nin ihlal bulunmadığına karar vermesi veya başvurunun kabul edilemez bulunması, başvurucunun daha sonra AİHM'e başvurma hakkını (dört aylık süre içinde) etkilemez.
Avukatın Süreçteki Rolü
Bireysel başvuru, hem kabul edilebilirlik hem de esas yönünden ayrıntılı usul kurallarına tabi, hataya kapalı olmayan bir hak arama yoludur. Bir avukatın süreçteki katkısı başlıca şu noktalarda belirleyicidir:
- Olağan kanun yollarının (istinaf, temyiz ve varsa diğer idari/adli yollar) eksiksiz ve doğru sırayla tüketilmesinin, dava sürecinin başından itibaren planlanması
- Otuz günlük başvuru süresinin başlangıç tarihinin (tebliğ veya öğrenme tarihi) doğru tespiti ve bu sürenin kaçırılmaması
- Hangi Anayasa ve Sözleşme hükmünün, hangi somut olgularla ihlal edildiğinin isabetli biçimde ortaya konması ve bu iddianın Anayasa Mahkemesi ile AİHM içtihadıyla desteklenmesi
- Başvuru formunun ve ekli belgelerin (nihai karar, dava dosyasındaki ilgili tüm evrak) eksiksiz ve usulüne uygun hazırlanması
- Tedbir talebi gerektiren acil durumlarda (sınır dışı, infaz gibi) bu talebin gecikmeksizin ve gerekçeli biçimde sunulması
- İhlal kararı sonrasında yeniden yargılama sürecinin veya tazminat talebinin doğru mercide ve usulünce takip edilmesi
- Anayasa Mahkemesi başvurusunun olası bir AİHM başvurusunun ön şartı olduğu gözetilerek, iki süreç arasındaki tutarlılığın ve süre hesaplarının bir bütün hâlinde yönetilmesi
Sonuç
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, olağan yargı yollarının tükenmesinin ardından temel hak ve özgürlüklerin korunması için başvurulabilecek son iç hukuk yoludur ve aynı zamanda AİHM'e giden yolun da bir basamağıdır. Sürecin kısa ve kesin sürelere, sıkı kabul edilebilirlik kriterlerine ve teknik şekil şartlarına tabi olması nedeniyle, kanun yollarının tüketilmesi aşamasından başvuru formunun hazırlanmasına kadar sürecin bir bütün olarak, deneyimli bir avukat eşliğinde yürütülmesi, hak kaybının önlenmesi açısından büyük önem taşır.
